İkinci dönem

Genç subay

1899 – 1914

Bir öğrenci üniformasıyla İstanbul’a geldi; on beş yıl sonra imparatorluğun dört bir yanını görmüş bir yarbaydı. Bu yıllarda Şam’ın çölünü, Libya’nın kumunu, Trakya’nın çamurunu tanıdı. Ve doğduğu şehri kaybetti.

Döneme gir
  1. 13 Mart 1899İstanbul’da Harbiye’ye girer.
  2. 11 Ocak 1905Harp Akademisi’nden kurmay yüzbaşı olarak çıkar.
  3. Ekim 1906Şam’da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti kurulur.
  4. Nisan 1909Hareket Ordusu ile İstanbul’a yürür.
  5. Ekim 1911Gönüllü olarak Trablusgarp’a gider.
  6. Kasım 1912Selanik düşer. Annesi ve kız kardeşi göçmen olur.
  7. Temmuz 1913Edirne geri alınır.
  8. 1913–1914Sofya’da askerî ataşe. Yarbaylığa yükselir.

On sekiz yaşında bir genç, 1899 baharında İstanbul’a geldi. Cebinde Manastır’dan aldığı iyi notlar, aklında Namık Kemal’in yasaklı dizeleri vardı.

Sonraki on beş yıl, bir imparatorluğun en sarsıntılı yıllarıydı. Genç subay bu sarsıntının her birinde bir yerdeydi: bazen bir yatakhanede gizlice kitap okurken, bazen bir çöl çadırında harita başında, bazen de yalnızca uzaktan haber alıp yüreği sıkışarak. Bu sayfa, okul sıralarından cepheye uzanan o yolu anlatıyor.

İstanbul · Mekteb-i Harbiye-i Şahane · 13 Mart 1899حربیه

Pangaltı’daki okul

Mustafa Kemal, 13 Mart 1899’da İstanbul’daki Harp Okulu’na, halkın kısaca “Harbiye” dediği okula kaydoldu. Piyade sınıfına ayrıldı.

Okul, Sultan II. Abdülhamid döneminin sıkı gözetimi altındaydı. Öğrencilerin ne okuduğu, kiminle konuştuğu izleniyordu. Ama başkentin havası Manastır’dan çok farklıydı; gazeteler, kitapçılar, Galata’nın kalabalığı genç öğrencinin önüne yeni bir dünya açtı.

Yıllar sonra bu günleri anlatırken, siyasi düşüncelerinin burada filizlendiğini söyledi:

“Harbiye senelerinde siyaset fikirleri başgösterdi. (…) Kemal Beyin kitaplarını okuyorduk. Takibat sıkı idi. Ekseriyetle ancak koğuşta yattıktan sonra okumak imkânını buluyorduk.”

Kendi hatıralarından · Yahya Akyüz, Belleten, sayı 180 (1981)
Tanık · Ali Fuat Cebesoy, sınıf arkadaşı

Cebesoy, hatıralarında bir gece Mustafa Kemal’in yanına gelip Namık Kemal’in Vatan Kasidesi’nin çoğaltılmış bir nüshasını uzattığını ve alçak sesle, ama büyük bir heyecanla, “Fuat kardeşim, bunu ezberleyelim” dediğini anlatır.

Harbiye öğrencisi Mustafa Kemal
Harbiye öğrencisi Mustafa Kemal, 1902 dolayları.
10 Şubat 1902 · Teğmen · Harp Akademisi

Elle yazılmış bir gazete

10 Şubat 1902’de Harbiye’yi piyade teğmeni olarak bitirdi. Başarılı öğrenciler gibi o da kurmay subay yetiştiren Harp Akademisi’ne, o zamanki adıyla Erkân-ı Harbiye Mektebi’ne ayrıldı.

Akademi aynı çatı altındaydı, ama dersler artık daha ağırdı: strateji, harita, askerî tarih, yabancı ordular. Genç teğmen bu derslerin yanında bir şey daha öğreniyordu: devletin nasıl yönetildiğine bakmayı.

Birkaç arkadaşıyla birlikte, gördükleri aksaklıkları ve hataları yazdıkları, elle çoğaltılan küçük bir gazete çıkardılar. Okul yönetimi bunun farkına vardı ve onları izlemeye aldı. Ama genç subaylar okulu bitirene kadar yazmayı bırakmadılar.

Bu küçük kâğıtlar, ileride koca bir milletin sesini taşıyacak kalemin ilk denemeleriydi.

11 Ocak 1905 · Kurmay Yüzbaşı

Kurmay yüzbaşı ve ilk hapis

11 Ocak 1905’te Harp Akademisi’ni kurmay yüzbaşı olarak bitirdi. Yirmi üç yaşındaydı.

Yandaki fotoğraf, mezun olduğu yıllardan kalma bir portresidir. Fesli, kılıçlı, kendinden emin bir genç bakıyor objektife.

Ama sevinç uzun sürmedi. Arkadaşlarıyla İstanbul’da kiraladıkları bir evde yaptıkları toplantılar ve okulda başlayan yazı çalışmaları yüzünden gözaltına alındı, bir süre tutuklu kalıp sorgulandı. Sonunda serbest bırakıldı; ama başkentten uzak bir yere, Suriye’deki 5. Ordu’ya gönderildi.

Genç subay için bu, açık bir uyarıydı: devletin içinde düşünmek bile tehlikeliydi.

Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, 1905
Harp Akademisi’nden mezun olduğu günlerde, 1905.
Şam · 5. Ordu · 30. Süvari Alayıشام

Çölün kenarında

1905’te merkezi Şam’da bulunan 5. Ordu’ya staja gönderildi. İlk görev yeri 30. Süvari Alayı’ydı.

Suriye’nin iç bölgelerinde çıkan isyanlarla uğraşan birliklerle aylarca dolaştı. Piyade, süvari ve topçu birliklerinde sırayla görev yaptı. Kitaplardan öğrendiği savaş burada başka bir yüz gösteriyordu: küçük birliklerin, uzun yürüyüşlerin, susuzluğun savaşı.

Şam’ın çarşılarında, Beyrut’un limanında, imparatorluğun ne kadar geniş ve ne kadar yorgun olduğunu bir kez daha gördü. Görevin ağırlığı kadar yolsuzluk ve ihmal de gözünden kaçmıyordu.

Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal arkadaşlarıyla, Şam, 1907
Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal arkadaşlarıyla, Şam, Haziran 1907.
Şam · Ekim 1906

Vatan ve Hürriyet

Ekim 1906’da Şam’da, güvendiği birkaç arkadaşıyla birlikte gizli bir cemiyet kurdu: Vatan ve Hürriyet.

Kurucular arasında Binbaşı Lütfi Bey, Dr. Mahmut Bey, Lütfi Müfit (Özdeş) Bey ve Dr. Mustafa (Cantekin) vardı. Amaçları, keyfî yönetime karşı anayasal bir düzen için çalışmaktı. Cemiyetin kolları kısa sürede Beyrut’a, Yafa’ya ve Kudüs’e uzandı.

Mustafa Kemal bununla yetinmedi. Asıl hareketin Selanik’ten, yani kendi şehrinden başlaması gerektiğine inanıyordu. İzin almadan, gizlice deniz yoluyla Selanik’e gitti ve orada cemiyetin bir şubesini açtı.

Kısa süre sonra arandığını öğrendi. Kendisini koruyan üstlerinin yardımıyla, o sırada Mısır sınırındaki Birüssebi’de görevliymiş gibi gösterildi ve sessizce Suriye’ye döndü.

Mustafa Kemal, Lütfi Müfit ve bir arkadaşıyla, Beyrut, 1906
5. Ordu subayları Beyrut’ta, 15 Temmuz 1906. Ortada Mustafa Kemal, sağda Lütfi Müfit (Özdeş).
Selanik · 3. Ordu · 1907–1908سلانیك

Eve dönüş

20 Haziran 1907’de kolağası, yani kıdemli yüzbaşı oldu. 13 Ekim 1907’de 3. Ordu’ya atandı ve Selanik’e döndü.

Annesi Zübeyde Hanım’ı, kız kardeşi Makbule’yi, çocukluğunun sokaklarını yeniden gördü. Ama şehirde onu bir sürpriz bekliyordu: kendi kurduğu Vatan ve Hürriyet şubesi, daha güçlü bir örgüt olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılmıştı.

Kaynaklara göre 1907 sonunda ya da 1908 başında o da İttihat ve Terakki’ye üye oldu. Ama cemiyetin önde gelenleriyle arası hiçbir zaman tam olarak ısınmadı. Genç kurmay yüzbaşı sert konuşuyor, düşündüğünü saklamıyordu.

23 Temmuz 1908’de Meşrutiyet yeniden ilan edildiğinde Selanik sokakları bayram yeri gibiydi. Farklı dillerden insanlar meydanlarda kucaklaşıyordu. Mustafa Kemal bu sevinci paylaştı; ama bir anayasanın tek başına bir devleti kurtaramayacağını da biliyordu. Aynı yılın sonunda, karışıklık çıkan Trablusgarp’a görevle gönderildi ve oradaki durumu yerinde inceledi.

31 Mart Vakası · Nisan 1909

Hareket Ordusu

13 Nisan 1909’da, takvimdeki eski adıyla “31 Mart”ta, İstanbul’da Meşrutiyet’e karşı bir ayaklanma çıktı.

Haber Selanik’e ulaşınca, düzeni yeniden kurmak için bir ordu toparlandı: Hareket Ordusu. Mustafa Kemal bu ordunun ilk yola çıkan birliklerinin kurmay başkanı olarak görev aldı.

Birlikler trenle İstanbul önlerine ulaştı ve Nisan’ın son haftasında şehre girildi. Ayaklanma bastırıldı; kısa süre sonra Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildi.

Görev biter bitmez Selanik’e, kendi işinin başına döndü. Büyük şehirdeki alkışlar ona değil, başkalarına gidiyordu. O ise bunu dert etmedi.

Mustafa Kemal Selanik’te bir sokakta yürürken, 1909
Hareket Ordusu’nun kurmay subayı Mustafa Kemal, Selanik, 1909.
Selanik · İttihat ve Terakki Kongresi · 1909 sonbaharı

Ordu siyasete karışmamalı

1909 sonbaharında İttihat ve Terakki’nin Selanik’teki kongresine katıldı ve orada pek çok kişinin duymak istemediği bir şey söyledi.

Ona göre ordu ile siyaset birbirinden ayrılmalıydı. Subaylar hem parti işleriyle hem askerlikle uğraşırsa ikisi de zarar görürdü; ordu gücünü kaybeder, siyaset de silahın gölgesinde kalırdı. Devletin hem güçlü bir orduya hem de güçlü bir siyasi kadroya ihtiyacı vardı, ama bunlar ayrı ayrı çalışmalıydı.

Bu konuşma cemiyetin önde gelenlerini rahatsız etti. Mustafa Kemal o günden sonra cemiyetin işlerinden giderek uzaklaştı ve bütün dikkatini askerliğe verdi.

Kalemi olan bir subay

Bu yıllarda askerlik üzerine kitaplar da yazdı ve çevirdi. 1908’de Almancadan bir askerî eseri “Takımın Muharebe Talimi” adıyla Türkçeye kazandırdı; 1909’da Selanik yakınlarındaki manevraları anlatan “Cumalı Ordugâhı”nı yayımladı. Amacı, genç subaylara savaşı ezberle değil düşünerek öğretmekti.

Fransa · Picardie manevraları · Eylül 1910

Avrupa’nın ordularına bakmak

Eylül 1910’da Osmanlı heyetiyle birlikte Fransa’ya, kuzeydeki Picardie bölgesinde yapılan büyük manevralara gönderildi.

Avrupa’nın en güçlü ordularından birini yakından izledi. Yeni toplar, yeni düzenler, ilk kez askerî amaçla denenen uçaklar… Savaşın nasıl değişmekte olduğunu kendi gözüyle gördü.

Fotoğrafta sivil giyimli subaylar arasında, şapkası ve bastonuyla, dikkatle karşısına bakan genç bir Osmanlı kurmayı duruyor. Gördüklerini not etti ve memleketine taşıdı.

Mustafa Kemal, Picardie manevralarında yabancı subaylarla, 1910
Picardie manevralarında yabancı subaylarla, Fransa, 28 Eylül 1910.
İstanbul – İskenderiye · Ekim–Aralık 1911طرابلس غرب

Gazeteci kılığında bir subay

Eylül 1911’in sonunda İtalya, Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki son toprağı Trablusgarp’a saldırdı.

Oraya giden yollar kapalıydı. Deniz İtalyan donanmasının elindeydi; Mısır’dan geçen kara yolu ise İngiliz yönetimindeydi. Yine de birçok genç subay gönüllü olarak gitmek istedi. Mustafa Kemal de bunlardan biriydi.

15 Ekim 1911’de, İstanbul’dan bir gazete muhabiri kimliğiyle, “Mustafa Şerif” adını kullanarak yola çıktı. İskenderiye’de hastalanıp bir süre hastanede yatmak zorunda kaldı. İyileşince trenle, sonra develerle çölü geçti.

Aralık ayında Libya topraklarına ulaştı. 22 Aralık 1911’de Tobruk yakınlarında İtalyanlarla ilk çatışmasına girdi. Bu sırada, yolda olduğu günlerde, binbaşılığa yükseltilmişti.

Derne · 1912

Çölde bir komutan

Trablusgarp’ta sayıca az Osmanlı subayı, bölgenin yerli savaşçılarıyla birlikte çok daha güçlü bir orduya karşı direndi.

Mustafa Kemal, Derne çevresindeki kuvvetlerin başına geçti. Yerel kabilelerin güvenini kazanmak için onların dilini, âdetlerini, saygı biçimlerini öğrendi. Onların çadırlarında oturdu, onlarla aynı ekmeği paylaştı.

Ocak 1912’de Derne’deki bir çatışmada gözünden yaralandı ve bir ay kadar tedavi gördü. Gözü onu yıllarca rahatsız etmeye devam edecekti. Mart 1912’de Derne Komutanlığı’na getirildi.

Düşmanın kıyıdaki şehirleri tutmasına karşın iç bölgelere ilerlemesi aylarca engellendi. Ama savaşın sonu Trablusgarp’ta değil, çok daha yakında belirlenecekti.

Mustafa Kemal, Trablusgarp’ta yerli gönüllüler önünde emirlerini yazdırırken
Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal (kalpaklı), Trablusgarp’ta yerli gönüllü kuvvetler önünde emirlerini yazdırırken, 1912.
Ekim–Kasım 1912سلانیك

Doğduğu şehir

Ekim 1912’de Balkan devletleri savaş açınca Osmanlı Devleti İtalya ile barış yapmak zorunda kaldı. Mustafa Kemal 24 Ekim’de Trablusgarp’tan ayrıldı; gözünü tedavi ettirmek için Viyana üzerinden, uzun bir yolla İstanbul’a döndü.

Yolda gelen haberler her gün biraz daha karanlıktı. 8 Kasım 1912’de Selanik, şehirde savaşılmadan Yunan ordusuna teslim edildi. Ertesi gün Yunan birlikleri şehre girdi.

Rıhtımıyla, Beyaz Kule’siyle, çocukluğunun geçtiği Koca Kasım Paşa Mahallesi’yle, babasının mezarıyla Selanik artık başka bir devletin şehriydi. Askerî Rüştiye’nin sıraları, Şemsi Efendi’nin okulu, annesinin evi… hepsi bir anda sınırın öbür tarafında kalmıştı.

Çölde aylarca direnmiş bir subay olarak, doğduğu şehrin savaşılmadan teslim edilmesinin acısını derinden yaşadı. Bu yara, ömrünün sonuna kadar kapanmadı.

Selanik onun için yalnızca bir şehir değildi. Annesinin sesiydi, çocukluğuydu, kendi yolunu ilk kez seçtiği yerdi.

Yunan ordusunun Selanik tren istasyonuna girişi, 1912
Selanik tren istasyonu, Kasım 1912. Dönemin bir kartpostalı; üzerindeki yazı, Yunan ordusunun şehre girişini anlatır.
Selanik’ten İstanbul’a · 1912

Annesi göç yollarında

Selanik’in düşmesiyle on binlerce Müslüman aile evini bırakıp yollara düştü. Zübeyde Hanım ve Makbule de onların arasındaydı.

Annesi ve kız kardeşi, yanlarına alabildikleri birkaç eşyayla İstanbul’a göç ettiler. Yıllarca oturdukları ev, mahalle komşuları, kocası Ali Rıza Efendi’nin mezarı geride kaldı.

Yarım yüzyıllık bir hayat, birkaç bohçaya sığmak zorundaydı. Rumeli’den gelen göçmenlerle dolan İstanbul’da, imparatorluğun en ağır kayıplarından biri artık her ailenin kendi hikâyesiydi.

Mustafa Kemal için savaş, bundan sonra yalnızca bir meslek değil, kişisel bir yaraydı.

Balkan Savaşı göçmenleri İstanbul’da Boğaz kıyısında, 1912
Rumeli’den gelen göçmenler İstanbul’da Boğaz kıyısında, Aralık 1912. Dönemin bir dergisinden.
Gelibolu · Bolayır · Edirne · 1912–1913ادرنه

Bolayır’dan Edirne’ye

21 Kasım 1912’de Gelibolu Yarımadası’ndaki kuvvetlerin harekât şubesine atandı. Ardından Bolayır Kolordusu’nun kurmay başkanı oldu.

Bu, Çanakkale Boğazı’nın kapısını koruyan dar bir kara parçasıydı. Mustafa Kemal bu toprakların her tepesini, her deresini burada öğrendi. İki yıl sonra aynı yarımadada, hayatının en büyük sınavını verecekti.

Şubat 1913’teki Şarköy çıkarması başarısız oldu. Komuta tartışmaları yaşandı; Mustafa Kemal görevinden çekilmeyi bile düşündü ama yerinde kaldı. Mart 1913’te Edirne, aylarca süren bir kuşatmadan sonra düştü.

Ama İkinci Balkan Savaşı başlayınca fırsat doğdu. Temmuz 1913’te Osmanlı birlikleri Edirne’yi geri aldı. Mustafa Kemal’in kurmay başkanı olduğu kolordunun birlikleri de bu ilerleyişin içindeydi. Bir yıldır yalnızca yenilgi haberi alan millet için bu, küçük ama derin bir nefesti.

Sofya · Askerî ataşe · 27 Ekim 1913صوفیه

Dünün düşmanının başkentinde

27 Ekim 1913’te Sofya’ya askerî ataşe olarak atandı ve 20 Kasım’da şehre vardı. Birkaç ay önce savaştığı ülkenin başkentindeydi şimdi.

Ocak 1914’te Belgrad ve Çetine ataşelikleri de ona verildi. 1 Mart 1914’te yarbaylığa yükseldi.

Sofya’da meclis görüşmelerini izledi, gazeteleri okudu, opera ve tiyatroya gitti, Bulgar subayları ve diplomatlarla tanıştı. Küçük bir devletin kısa sürede nasıl modern bir ordu kurduğunu, okullarının ve kurumlarının nasıl işlediğini dikkatle inceledi.

Raporlarında yalnızca Bulgar ordusunu değil, bütün Balkanlar’ı ve yaklaşan büyük savaşı anlatıyordu. Avrupa’nın bir yangına doğru gittiğini erkenden sezmişti.

Mayıs 1914’te Bulgar Kralı Ferdinand’ın da katıldığı bir kıyafet balosuna, İstanbul’dan getirttiği gerçek bir yeniçeri kıyafetiyle katıldı. Salondaki Avrupalı kostümlerin arasında, eski yüzyılların Osmanlı askeri dikkat çekti. Batı’nın salonlarında rahat ve kendinden emin bir subaydı; ama gözü hep memleketteydi.

Kurmay Yarbay Mustafa Kemal arkadaşlarıyla Sofya’da, 1914
Kurmay Yarbay Mustafa Kemal arkadaşlarıyla, Sofya, 1914.

“Ve böyle mekik gibi bir Şarka, bir Garba gide gele Alman ordusunun hali ne olur?..”

Sofya’dan bir arkadaşına yazdığı mektuptan, Eylül 1914 · Minber gazetesi, 19 Kasım 1918
Sofya · Ağustos 1914 – Ocak 1915

Büyük savaş başlarken

Temmuz 1914’te Avrupa’da büyük savaş başladı. Osmanlı Devleti, Almanya’nın yanında, kasım ayında savaşa girdi.

Sofya’daki genç yarbay bu kararı kaygıyla izledi. Almanların hızlı bir zafer kazanacağına inanmıyordu. Fransa’daki Marn Muharebesi’nden hemen sonra yakın bir arkadaşına yazdığı mektupta savaşın gidişini şöyle tartıyordu:

“Hangi tarafın galip geleceğine dair olan kanaat-i fikrîyemi söylemekten hazer ederim. Nazik ve mühim bir devrede bulunulduğuna şüphe yoktur.”

Sofya’dan bir arkadaşına mektup, 1914 · Hikmet Bayur, Belleten, sayı 204 (1988)

Aynı mektupta Alman ordusunun doğu ile batı arasında gidip gelerek yıpranacağını öngörüyordu. Dört yıl sonra olaylar, onun bu ilk sezgisini büyük ölçüde doğruladı.

Ama artık yorum yapmanın zamanı değildi. Arkadaşları cephedeyken Sofya’da kalmak ona ağır geliyordu. İstanbul’a üst üste yazarak cephede görev istedi. Sonunda isteği kabul edildi: 20 Ocak 1915’te Tekirdağ’da kurulacak 19. Tümen’in komutanlığına atandı.

Tümeni birkaç hafta sonra, iki yıl önce her tepesini öğrendiği yarımadaya gönderilecekti: Gelibolu’ya.